dünyanın oluşum teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyanın oluşum teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ocak 2011 Pazar
DÜnyanin OluŞumu Ve Yapisi
DÜNYANIN OLUŞUMU VE YAPISI Yer’in oluşumu sorunu,yüzyıllar boyunca insanı düşündüren ve düşündürmeye devam etmekte olan,önemli bir bilimsel sorundur.Gerçi Yer’in oluşumu konusunda,bugün geçmişe oranla ,daha çok şey bilmekteyiz.Ancak yine de,problemle ilgili görüşler,hipotez düzeyindedir. Bunların delilleri güçlü olmakla birlikte,kesin birtakım sonuçlara ulaşıldığı ileri sürülemez.Yer’in yaşının 4,5 ile 5 milyar yıl dolayında olduğu sanılmaktadır.Bunun 10 milyar yılı bulduğunu ileri süren kaynaklara da rastlanır. Yer’in nasıl oluştuğu sorusunu cevaplamayı amaçlayan teoriler ve bunların eksikliklerini daha iyi anlayabilmek için Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğu sorusuna kısaca değinmek gerekir.Güneş sistemi bu sistemden çok daha büyük bir sistemdir.Fakat güneş sistemini de içine alan daha büyük bir dev sistem vardır.Bu sistemde pek çok sisteme ayıılmıştır.Bu sistemlerin herbirine Galaksi denir.Yer’in de içinde yer aldığı insalığın Galaksi’sine (Yun.süt demektir.),Türkçe bir terim ola Samanyolu denir.Batı kaynaklarda Samanyolu,Sütlü yol diye geçer.(Yani bu anlama gelir.) Samanyolu’nda bazı kaynaklara göre 100 milyar,bazı kaynaklara görede 200 milyar gök cismi vardır.Kuşkusuz bunlardan biri de şimdiki bilgilerimize göre insan barındıran tek gök cismi olan Dünya’mızdır.Yer Samanyolu’nun merkezi kabul edilen Güneş’ten149,6 milyon km. uzaktır. Çapı hemen hemen 300 milyon km yi bulan yörünge adı verilen bir düzlem üzerinde dolanır.Bu düzleme,eliptik düzlem (tutunma düzlemi) denir.Bunun üzerindeki dolanımını,bir yılda 365 gün 6 saatte tamamlar. Yer’in oluşumu ile Samanyolu’nun oluşumu,aynı esaslara ve büyük bir ihitimalle de aynı zaman dilimine rastlanmaktadır.Bu konudaki ilk teori ünlü Franız gök bilimci Laplace (Laplaş;1749-1827) tarafından 1796 yılında ileri sürülmüştür.Teori’i ilme,Nebula kramı diye geçmiştir. Laplace’ın varsayımına göre,Güneş ve gezegenler ile Samanyolun’dakidiğer gök cisimleri, oluşum tarihinin (4.7 ile 5 milyar yıl) ilk evresinde,kütle çekimi etkisi altında sıkışarak dönmeye başlayan,bir toz kümesinin birleşmesi sonunucu oluşmıştur.İleri sürülen bu teoriye Birleşme hipotezi adı verilir.Teorinin kabülüne göre,nebula sıkıştıkça,halkalar teşkil etmeye başlamıştır.Oluşan halkaların giderek yoğuşması sonucu,gezegenler oluşmaya başlamıştır.Dolayısıyla iç gezegenler(Yer ile Güneş arasındakiler) önce ,dış gezegenler ise ,daha sonra oluşmuştur. Kısaca söylersek,Laplace’ın görüşüne göre Samanyolu ,milyarlarca yıl önce ,bir gaz ve toz kümesi idi.Ekseni çevresinde bir bulutsu,kütle çekimi etkisi altında çevresine gaz ve toz saçabilir. Esas kütleden uzaklaşan ve yine etkisi altında kalarak dönmeye,yani dolanıma devam eden kümeler zamanla yoğuşabilir.Gezegenler,bu esasa göre oluşmuştur. Bulutsu, ya da birleşme teorisi;uzun yıllar geçerliliğini korumuştur.Bundan sonra,gel-git kuramları diye ilme geçen,Laplace teorisini redetmeyen,fakat matamatiksel yanlışlıkların bulunduğunu doğrulayan bir dizi teori ortaya atılmıştır. Gel-git teorilerinin en güveniliri,ünlü İngiliz fizikçi ve gök bilimcisi James Jeans tarafından 1901’de ilri sürülenidir.Gerçi,matamatiksel olarak ispatı yapılmamıştır.Ancak yine de akla en yakındır.O’na göre gezegenler ve Yer Güneş’in çekim bölgesine girerek geçen bir gök cisminin,yan, yıldızın,çekim gücü etkisi ile,Güneş ‘ten kopardoğı puro şekilli maddelerden oluşmuştur. Gezegenler ve Güneş sistemi Galaksisi’ndeki diğer gök cisimlerinin Güneş’ten koptuğu yani koparıldığı görüşü aslında söz konusu gel-git varsayımlarına dayanır.Ancak hem bu görüş de kanıtlanmış değildir,hem de,buna karşı savunulan,bir patlama-dağılma teorisi vardır. Güneş’in manyetik çekim gücü,diğer Gökada cisimlerine göre,çok yüksektir.İlk evrede oluşmuş dev bir Güneş’in nükleer enerji üretme evresinden sonra patlaması sonucu,farklı büyüklüklerdeki kütleler onun çekim alanına dağılıp,belli yörüngeler üzerinde dönmeye başlayabilirler. Bütün modern teoriler,bütün gezegenlerin,gaz ve ince toz bulutundan oluştuğunu Güneş’in,ilk evrede bu tür bir madde topluluğu olduğunu kabul ederler. Ancak şunu iyi biliyoruz ki,evrenin sırrı,henüz çok bilinmeyenli bir denklem olma özelliğni korumaktadır.Güneş ve gezegenlerin aslı kızgın gaz ve toz kümesi de olsa,bilim ve teknik esasta var olup da bilinmeyenleri keşfetme çabasındadır.Örneğin nebulaların maddeleri nasıl oluşmuştur;ya da uzay nerede başlar nerede biter;daha sonrs ne başlar ve o da nerede biter gibi sonsuz denilen soruların cevabı henüz verilmemiştir
Etiketler:
dünyanın oluşum teorileri,
dünyanın oluşumu,
dünyanın yapısı
12 Ekim 2010 Salı
Dünya'nın Oluşum Teorileri
• galileo dünyanın düz oldugunu savun du kelleyi aldılar mahkeme tarafından idam ettirildi
• dünyanın eskiden düz olduğuna inanıyorlardı.garip bir hayvanın üzerinde olduğu sanılıyordu.o hayvan sallandığında deprem olunduğu düşünülüyordu.
• öküzün boynusaları arasında olduğuna ianaılıyordu
Genişleyen Dünya teorisi kıtaların hareketini ve konumunu açıklamaya çalışan bir teoridir. Levha hareketleri teorisine göre görece daha az desteklenmesine rağmaen daha sağlam temellere dayanmaktadır. Teori, sadece Dünya gezegeninde değil, Güneş sisteminde manyetik alanı bulunan tüm gezegenlerde (gaz halindeki gezegenler hakkında bir bilgi yok) de gözlemlenebilmektedir.
Teori, 1960'larda okyanus yataklarındaki kayaç oluşumlarını açıklamak için geliştirilmişti.
OYUK DÜNYA TEORİSİ
Hitler ve yakın çevresi, Horbiger’in “Oyuk Dünya Teorisi”ne de tam olarak inanmış ve bu teoriyi kanıtlayabilmek için bazı uygulamalara bile girişmişlerdi (K163):
Nisan 1942’de, Hitler, Georing ve Himmler’in onayları ile, kızılötesi ışınlar çalışmaları ile ünlü Dr. Heinz Fisher yönetimindeki bir araştırma ekibi, Baltık Denizi’ndeki Rügen Adası’na, en gelişmiş radar aygıtları ile donanımlı olarak çıkarlar. Bu aygıtlar, o yıllarda daha henüz pek seyrek olup, sadece Alman savunmasının can alıcı noktalarına yerleştirilmişlerdi. Ancak, Rügen Adası Deneyi, Hitler’in bütün cephelerde yapmayı planladığı genel saldırı açısından son derece önemli görülmekteydi. Dr. Fisher, adaya varır varmaz, radarları 45 derece göğe çevirtir ve böylece bir kaç gün beklenir. Ekip mensupları bile çok şaşırdıkları bu araştırmanın nedenini daha sonra anlarlar. Hitler, Dünya’nın dışbükey değil, “içbükey” olduğuna inanmaktadır. Bu deneyle, düz ışınlar halinde yayılan radar dalgalarının yansıması ile, içbükey kürenin içinde yer alan çok uzaktaki cisimlerin varlığı saptanacaktır. Araştırmanın asıl amacı, İngiltere’de, Scapa Flow’da demirlemiş bulunan İngiliz donanmasının yerinin saptanmasıdır..
Rügen Adası Deneyi, Martin Gardner’in, 1957 yılında yayınlanan, “Fads and Fallacies in The Name of Science” (Bilim Adına Yapılan Yanlışlıklar) adlı kitabında (K62) ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Palomor Dağı Gözlemevi’nden Dr. Kupier, 1946 yılında, Oyuk Dünya Teorisi’ne ilişkin şöyle bir yazı yayınlamıştır: “Alman donanması ve hava kuvvetlerinin yüksek düzey yetkilileri Oyuk Dünya Teorisi’ne inanmışlardı. Bunun, özellikle İngiliz donanmasının yerinin saptanmasında yararlı olacağı kanısındaydılar. Çünkü, Dünya’nın içeriye doğru olan eğimi, gözle görülen ışınlardan daha az eğik olan kızılötesi ışınlarla çok uzaktaki noktaların gözlemlenmesine imkan verecekti.”
Bu çılgın deneyler inanılmaz gibi geliyor; ancak Nazi ileri gelenleri ve askeri uzmanlar bu teoriye içtenlikle inanmışlardı. Hitler Almanyası’nda gizemcilik ve önsezi, bilimsel araştırma ile eşit düzeye getirilmiş ve bu akıl almaz durum, başta Alman Genelkurmayı ve üst düzey yönetimi olmak üzere, politika liderlerini ve hatta bazı bilginleri bile etkilemiştir
Dünyanın şekli
• Aslında temeli BİngBang Türkçe meali ile Büyük Patlama ya dayanır.
Yıldızların etrafında dolaşan bizim dünyamız gibi gezegenlerin nasıl oluştuğunu, şu anda kesin olarak bilemiyoruz. Fakat bu yıldızlar arası tozların bir nüve etrafında önce halka biçiminde bir disk haline gelip, sonrada toplaşıp birbirlerine yapışmasından oluştuğu sanılıyor. Bu toplaşma ile gittikçe büyüyen kaya niteliğinde yapılar kuruyorlar. Daha kütleli olanlar diğerlerini kendine çekiyor. Aralarındaki çarpışmalar büyük miktarda ısı enerjisi üretiyor. Buna radyoaktif atomlardan doğan enerji ekleniyor. Böylece akkor halinde bir ateş topu gibi gezegenler oluşuyor. Gezegen küçük ise, asteroidler gibi, çabucak soğuyor. Ay ve Merkür, başlangıçta ürettikleri ısıyı birkaç yüz milyon yılda dağıtıp bitirmişler. Dünyamız için daha uzun bir süre gerekmiş. Bugün bile içinde bir ateş kütlesi var. Jeolojik hareketlere, depremlere ve iklim değişikliklerine neden oluyor.
Dünyamızın, ayın ve çok sayıda göktaşının yaşları ölçüldüğünde, bulunan değerler aynı çıkıyor: 4.56 milyar yıl. Samanyolu galaksimiz yaklaşık 8 milyar yaşını doldurduğu sıralarda, Güneş sistemimizin hep birlikte ortaya çıktığı anlaşılıyor.
Dünyamızı bizim sistemdeki diğer gezegenlerden ayıran özelliklerden biri, sıvı halde suya sahip tek gezegen olması. Diğerlerinde su, sadece buz veya buhar halinde. Dünyamıza suyun uzay gayzerlerinden çıkan fışkırmayla, içinde buz taşıyan kuyruklu yıldızlarla, kometlerle, geldiği anlaşılıyor. Dünyanın çekim alanı su moleküllerini yüzeyinde tutacak kadar güçlü, Güneşe uzaklığı da bunun kısmen sıvı halde kalmasına uygun. Sıvı halde su, kozmik karmaşıklığın ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynamıştır.
Kısaca ve Dünyadaki otoriteler tarafından kabul edilen şekliyle Dünya' nın oluşumu şu şekilde meydana gelmiştir:
Dünya'nın oluşumu Güneş sisteminin oluşumuna bağlı olduğundan ilk önce Güneş Sistemi'nin oluşumu anlatılmalıdır.
Güneş milyonlarca belki de trilyonlarca yıl önce çok büyü bir gaz ve toz bulutu idi.Ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in doğrulanan teorisine göre, bu bulutta büyük bir patlama olmuştur. Bu teori de adını bu olaydan almıştır ve adı Big Bang yani Büyük Patlama'dır. Bu patlama sonucunda bulut çeşitli parçalar halinde dağılmıştır.Bu parçalar gezegenleri ve Güneş'i oluşturmuştu.
Dünya da bu parçalardan biriydi. Hızla dönen gaz ve toz bulutu, zamanla küçülmeye ve yarı sıvı hale gelmeye başladı. Bu durumda Dünya çok sıcak kayalardan oluşan ve hızla dönmeyi sürdüren bir topa dönüştü. Yüzeyi Soğuyup katılaşan Dünya sert bir kabukla örtülmüştür. Dünyanın tüm kütlesini düşündüğümüzde bu dış kabuk, oldukça incedir.Adeta bir elma ile kabuğuna benzetilebilir.
Meteorların düşmesi ve volkanik hareketler sonucu çok farklı bir atmosfer ortaya çıktı. Yerkürede ısının düşmesiyle sıkışan su buharı çok yoğun yağışlar halinde yerküreye düştü. Böylece okyanuslar oluştu.
• galileo dünyanın düz oldugunu savun du kelleyi aldılar mahkeme tarafından idam ettirildi
• dünyanın eskiden düz olduğuna inanıyorlardı.garip bir hayvanın üzerinde olduğu sanılıyordu.o hayvan sallandığında deprem olunduğu düşünülüyordu.
• öküzün boynusaları arasında olduğuna ianaılıyordu
Genişleyen Dünya teorisi kıtaların hareketini ve konumunu açıklamaya çalışan bir teoridir. Levha hareketleri teorisine göre görece daha az desteklenmesine rağmaen daha sağlam temellere dayanmaktadır. Teori, sadece Dünya gezegeninde değil, Güneş sisteminde manyetik alanı bulunan tüm gezegenlerde (gaz halindeki gezegenler hakkında bir bilgi yok) de gözlemlenebilmektedir.
Teori, 1960'larda okyanus yataklarındaki kayaç oluşumlarını açıklamak için geliştirilmişti.
OYUK DÜNYA TEORİSİ
Hitler ve yakın çevresi, Horbiger’in “Oyuk Dünya Teorisi”ne de tam olarak inanmış ve bu teoriyi kanıtlayabilmek için bazı uygulamalara bile girişmişlerdi (K163):
Nisan 1942’de, Hitler, Georing ve Himmler’in onayları ile, kızılötesi ışınlar çalışmaları ile ünlü Dr. Heinz Fisher yönetimindeki bir araştırma ekibi, Baltık Denizi’ndeki Rügen Adası’na, en gelişmiş radar aygıtları ile donanımlı olarak çıkarlar. Bu aygıtlar, o yıllarda daha henüz pek seyrek olup, sadece Alman savunmasının can alıcı noktalarına yerleştirilmişlerdi. Ancak, Rügen Adası Deneyi, Hitler’in bütün cephelerde yapmayı planladığı genel saldırı açısından son derece önemli görülmekteydi. Dr. Fisher, adaya varır varmaz, radarları 45 derece göğe çevirtir ve böylece bir kaç gün beklenir. Ekip mensupları bile çok şaşırdıkları bu araştırmanın nedenini daha sonra anlarlar. Hitler, Dünya’nın dışbükey değil, “içbükey” olduğuna inanmaktadır. Bu deneyle, düz ışınlar halinde yayılan radar dalgalarının yansıması ile, içbükey kürenin içinde yer alan çok uzaktaki cisimlerin varlığı saptanacaktır. Araştırmanın asıl amacı, İngiltere’de, Scapa Flow’da demirlemiş bulunan İngiliz donanmasının yerinin saptanmasıdır..
Rügen Adası Deneyi, Martin Gardner’in, 1957 yılında yayınlanan, “Fads and Fallacies in The Name of Science” (Bilim Adına Yapılan Yanlışlıklar) adlı kitabında (K62) ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Palomor Dağı Gözlemevi’nden Dr. Kupier, 1946 yılında, Oyuk Dünya Teorisi’ne ilişkin şöyle bir yazı yayınlamıştır: “Alman donanması ve hava kuvvetlerinin yüksek düzey yetkilileri Oyuk Dünya Teorisi’ne inanmışlardı. Bunun, özellikle İngiliz donanmasının yerinin saptanmasında yararlı olacağı kanısındaydılar. Çünkü, Dünya’nın içeriye doğru olan eğimi, gözle görülen ışınlardan daha az eğik olan kızılötesi ışınlarla çok uzaktaki noktaların gözlemlenmesine imkan verecekti.”
Bu çılgın deneyler inanılmaz gibi geliyor; ancak Nazi ileri gelenleri ve askeri uzmanlar bu teoriye içtenlikle inanmışlardı. Hitler Almanyası’nda gizemcilik ve önsezi, bilimsel araştırma ile eşit düzeye getirilmiş ve bu akıl almaz durum, başta Alman Genelkurmayı ve üst düzey yönetimi olmak üzere, politika liderlerini ve hatta bazı bilginleri bile etkilemiştir
Dünyanın şekli
• Aslında temeli BİngBang Türkçe meali ile Büyük Patlama ya dayanır.
Yıldızların etrafında dolaşan bizim dünyamız gibi gezegenlerin nasıl oluştuğunu, şu anda kesin olarak bilemiyoruz. Fakat bu yıldızlar arası tozların bir nüve etrafında önce halka biçiminde bir disk haline gelip, sonrada toplaşıp birbirlerine yapışmasından oluştuğu sanılıyor. Bu toplaşma ile gittikçe büyüyen kaya niteliğinde yapılar kuruyorlar. Daha kütleli olanlar diğerlerini kendine çekiyor. Aralarındaki çarpışmalar büyük miktarda ısı enerjisi üretiyor. Buna radyoaktif atomlardan doğan enerji ekleniyor. Böylece akkor halinde bir ateş topu gibi gezegenler oluşuyor. Gezegen küçük ise, asteroidler gibi, çabucak soğuyor. Ay ve Merkür, başlangıçta ürettikleri ısıyı birkaç yüz milyon yılda dağıtıp bitirmişler. Dünyamız için daha uzun bir süre gerekmiş. Bugün bile içinde bir ateş kütlesi var. Jeolojik hareketlere, depremlere ve iklim değişikliklerine neden oluyor.
Dünyamızın, ayın ve çok sayıda göktaşının yaşları ölçüldüğünde, bulunan değerler aynı çıkıyor: 4.56 milyar yıl. Samanyolu galaksimiz yaklaşık 8 milyar yaşını doldurduğu sıralarda, Güneş sistemimizin hep birlikte ortaya çıktığı anlaşılıyor.
Dünyamızı bizim sistemdeki diğer gezegenlerden ayıran özelliklerden biri, sıvı halde suya sahip tek gezegen olması. Diğerlerinde su, sadece buz veya buhar halinde. Dünyamıza suyun uzay gayzerlerinden çıkan fışkırmayla, içinde buz taşıyan kuyruklu yıldızlarla, kometlerle, geldiği anlaşılıyor. Dünyanın çekim alanı su moleküllerini yüzeyinde tutacak kadar güçlü, Güneşe uzaklığı da bunun kısmen sıvı halde kalmasına uygun. Sıvı halde su, kozmik karmaşıklığın ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynamıştır.
Kısaca ve Dünyadaki otoriteler tarafından kabul edilen şekliyle Dünya' nın oluşumu şu şekilde meydana gelmiştir:
Dünya'nın oluşumu Güneş sisteminin oluşumuna bağlı olduğundan ilk önce Güneş Sistemi'nin oluşumu anlatılmalıdır.
Güneş milyonlarca belki de trilyonlarca yıl önce çok büyü bir gaz ve toz bulutu idi.Ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in doğrulanan teorisine göre, bu bulutta büyük bir patlama olmuştur. Bu teori de adını bu olaydan almıştır ve adı Big Bang yani Büyük Patlama'dır. Bu patlama sonucunda bulut çeşitli parçalar halinde dağılmıştır.Bu parçalar gezegenleri ve Güneş'i oluşturmuştu.
Dünya da bu parçalardan biriydi. Hızla dönen gaz ve toz bulutu, zamanla küçülmeye ve yarı sıvı hale gelmeye başladı. Bu durumda Dünya çok sıcak kayalardan oluşan ve hızla dönmeyi sürdüren bir topa dönüştü. Yüzeyi Soğuyup katılaşan Dünya sert bir kabukla örtülmüştür. Dünyanın tüm kütlesini düşündüğümüzde bu dış kabuk, oldukça incedir.Adeta bir elma ile kabuğuna benzetilebilir.
Meteorların düşmesi ve volkanik hareketler sonucu çok farklı bir atmosfer ortaya çıktı. Yerkürede ısının düşmesiyle sıkışan su buharı çok yoğun yağışlar halinde yerküreye düştü. Böylece okyanuslar oluştu.
• dünyanın eskiden düz olduğuna inanıyorlardı.garip bir hayvanın üzerinde olduğu sanılıyordu.o hayvan sallandığında deprem olunduğu düşünülüyordu.
• öküzün boynusaları arasında olduğuna ianaılıyordu
Genişleyen Dünya teorisi kıtaların hareketini ve konumunu açıklamaya çalışan bir teoridir. Levha hareketleri teorisine göre görece daha az desteklenmesine rağmaen daha sağlam temellere dayanmaktadır. Teori, sadece Dünya gezegeninde değil, Güneş sisteminde manyetik alanı bulunan tüm gezegenlerde (gaz halindeki gezegenler hakkında bir bilgi yok) de gözlemlenebilmektedir.
Teori, 1960'larda okyanus yataklarındaki kayaç oluşumlarını açıklamak için geliştirilmişti.
OYUK DÜNYA TEORİSİ
Hitler ve yakın çevresi, Horbiger’in “Oyuk Dünya Teorisi”ne de tam olarak inanmış ve bu teoriyi kanıtlayabilmek için bazı uygulamalara bile girişmişlerdi (K163):
Nisan 1942’de, Hitler, Georing ve Himmler’in onayları ile, kızılötesi ışınlar çalışmaları ile ünlü Dr. Heinz Fisher yönetimindeki bir araştırma ekibi, Baltık Denizi’ndeki Rügen Adası’na, en gelişmiş radar aygıtları ile donanımlı olarak çıkarlar. Bu aygıtlar, o yıllarda daha henüz pek seyrek olup, sadece Alman savunmasının can alıcı noktalarına yerleştirilmişlerdi. Ancak, Rügen Adası Deneyi, Hitler’in bütün cephelerde yapmayı planladığı genel saldırı açısından son derece önemli görülmekteydi. Dr. Fisher, adaya varır varmaz, radarları 45 derece göğe çevirtir ve böylece bir kaç gün beklenir. Ekip mensupları bile çok şaşırdıkları bu araştırmanın nedenini daha sonra anlarlar. Hitler, Dünya’nın dışbükey değil, “içbükey” olduğuna inanmaktadır. Bu deneyle, düz ışınlar halinde yayılan radar dalgalarının yansıması ile, içbükey kürenin içinde yer alan çok uzaktaki cisimlerin varlığı saptanacaktır. Araştırmanın asıl amacı, İngiltere’de, Scapa Flow’da demirlemiş bulunan İngiliz donanmasının yerinin saptanmasıdır..
Rügen Adası Deneyi, Martin Gardner’in, 1957 yılında yayınlanan, “Fads and Fallacies in The Name of Science” (Bilim Adına Yapılan Yanlışlıklar) adlı kitabında (K62) ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Palomor Dağı Gözlemevi’nden Dr. Kupier, 1946 yılında, Oyuk Dünya Teorisi’ne ilişkin şöyle bir yazı yayınlamıştır: “Alman donanması ve hava kuvvetlerinin yüksek düzey yetkilileri Oyuk Dünya Teorisi’ne inanmışlardı. Bunun, özellikle İngiliz donanmasının yerinin saptanmasında yararlı olacağı kanısındaydılar. Çünkü, Dünya’nın içeriye doğru olan eğimi, gözle görülen ışınlardan daha az eğik olan kızılötesi ışınlarla çok uzaktaki noktaların gözlemlenmesine imkan verecekti.”
Bu çılgın deneyler inanılmaz gibi geliyor; ancak Nazi ileri gelenleri ve askeri uzmanlar bu teoriye içtenlikle inanmışlardı. Hitler Almanyası’nda gizemcilik ve önsezi, bilimsel araştırma ile eşit düzeye getirilmiş ve bu akıl almaz durum, başta Alman Genelkurmayı ve üst düzey yönetimi olmak üzere, politika liderlerini ve hatta bazı bilginleri bile etkilemiştir
Dünyanın şekli
• Aslında temeli BİngBang Türkçe meali ile Büyük Patlama ya dayanır.
Yıldızların etrafında dolaşan bizim dünyamız gibi gezegenlerin nasıl oluştuğunu, şu anda kesin olarak bilemiyoruz. Fakat bu yıldızlar arası tozların bir nüve etrafında önce halka biçiminde bir disk haline gelip, sonrada toplaşıp birbirlerine yapışmasından oluştuğu sanılıyor. Bu toplaşma ile gittikçe büyüyen kaya niteliğinde yapılar kuruyorlar. Daha kütleli olanlar diğerlerini kendine çekiyor. Aralarındaki çarpışmalar büyük miktarda ısı enerjisi üretiyor. Buna radyoaktif atomlardan doğan enerji ekleniyor. Böylece akkor halinde bir ateş topu gibi gezegenler oluşuyor. Gezegen küçük ise, asteroidler gibi, çabucak soğuyor. Ay ve Merkür, başlangıçta ürettikleri ısıyı birkaç yüz milyon yılda dağıtıp bitirmişler. Dünyamız için daha uzun bir süre gerekmiş. Bugün bile içinde bir ateş kütlesi var. Jeolojik hareketlere, depremlere ve iklim değişikliklerine neden oluyor.
Dünyamızın, ayın ve çok sayıda göktaşının yaşları ölçüldüğünde, bulunan değerler aynı çıkıyor: 4.56 milyar yıl. Samanyolu galaksimiz yaklaşık 8 milyar yaşını doldurduğu sıralarda, Güneş sistemimizin hep birlikte ortaya çıktığı anlaşılıyor.
Dünyamızı bizim sistemdeki diğer gezegenlerden ayıran özelliklerden biri, sıvı halde suya sahip tek gezegen olması. Diğerlerinde su, sadece buz veya buhar halinde. Dünyamıza suyun uzay gayzerlerinden çıkan fışkırmayla, içinde buz taşıyan kuyruklu yıldızlarla, kometlerle, geldiği anlaşılıyor. Dünyanın çekim alanı su moleküllerini yüzeyinde tutacak kadar güçlü, Güneşe uzaklığı da bunun kısmen sıvı halde kalmasına uygun. Sıvı halde su, kozmik karmaşıklığın ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynamıştır.
Kısaca ve Dünyadaki otoriteler tarafından kabul edilen şekliyle Dünya' nın oluşumu şu şekilde meydana gelmiştir:
Dünya'nın oluşumu Güneş sisteminin oluşumuna bağlı olduğundan ilk önce Güneş Sistemi'nin oluşumu anlatılmalıdır.
Güneş milyonlarca belki de trilyonlarca yıl önce çok büyü bir gaz ve toz bulutu idi.Ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in doğrulanan teorisine göre, bu bulutta büyük bir patlama olmuştur. Bu teori de adını bu olaydan almıştır ve adı Big Bang yani Büyük Patlama'dır. Bu patlama sonucunda bulut çeşitli parçalar halinde dağılmıştır.Bu parçalar gezegenleri ve Güneş'i oluşturmuştu.
Dünya da bu parçalardan biriydi. Hızla dönen gaz ve toz bulutu, zamanla küçülmeye ve yarı sıvı hale gelmeye başladı. Bu durumda Dünya çok sıcak kayalardan oluşan ve hızla dönmeyi sürdüren bir topa dönüştü. Yüzeyi Soğuyup katılaşan Dünya sert bir kabukla örtülmüştür. Dünyanın tüm kütlesini düşündüğümüzde bu dış kabuk, oldukça incedir.Adeta bir elma ile kabuğuna benzetilebilir.
Meteorların düşmesi ve volkanik hareketler sonucu çok farklı bir atmosfer ortaya çıktı. Yerkürede ısının düşmesiyle sıkışan su buharı çok yoğun yağışlar halinde yerküreye düştü. Böylece okyanuslar oluştu.
• galileo dünyanın düz oldugunu savun du kelleyi aldılar mahkeme tarafından idam ettirildi
• dünyanın eskiden düz olduğuna inanıyorlardı.garip bir hayvanın üzerinde olduğu sanılıyordu.o hayvan sallandığında deprem olunduğu düşünülüyordu.
• öküzün boynusaları arasında olduğuna ianaılıyordu
Genişleyen Dünya teorisi kıtaların hareketini ve konumunu açıklamaya çalışan bir teoridir. Levha hareketleri teorisine göre görece daha az desteklenmesine rağmaen daha sağlam temellere dayanmaktadır. Teori, sadece Dünya gezegeninde değil, Güneş sisteminde manyetik alanı bulunan tüm gezegenlerde (gaz halindeki gezegenler hakkında bir bilgi yok) de gözlemlenebilmektedir.
Teori, 1960'larda okyanus yataklarındaki kayaç oluşumlarını açıklamak için geliştirilmişti.
OYUK DÜNYA TEORİSİ
Hitler ve yakın çevresi, Horbiger’in “Oyuk Dünya Teorisi”ne de tam olarak inanmış ve bu teoriyi kanıtlayabilmek için bazı uygulamalara bile girişmişlerdi (K163):
Nisan 1942’de, Hitler, Georing ve Himmler’in onayları ile, kızılötesi ışınlar çalışmaları ile ünlü Dr. Heinz Fisher yönetimindeki bir araştırma ekibi, Baltık Denizi’ndeki Rügen Adası’na, en gelişmiş radar aygıtları ile donanımlı olarak çıkarlar. Bu aygıtlar, o yıllarda daha henüz pek seyrek olup, sadece Alman savunmasının can alıcı noktalarına yerleştirilmişlerdi. Ancak, Rügen Adası Deneyi, Hitler’in bütün cephelerde yapmayı planladığı genel saldırı açısından son derece önemli görülmekteydi. Dr. Fisher, adaya varır varmaz, radarları 45 derece göğe çevirtir ve böylece bir kaç gün beklenir. Ekip mensupları bile çok şaşırdıkları bu araştırmanın nedenini daha sonra anlarlar. Hitler, Dünya’nın dışbükey değil, “içbükey” olduğuna inanmaktadır. Bu deneyle, düz ışınlar halinde yayılan radar dalgalarının yansıması ile, içbükey kürenin içinde yer alan çok uzaktaki cisimlerin varlığı saptanacaktır. Araştırmanın asıl amacı, İngiltere’de, Scapa Flow’da demirlemiş bulunan İngiliz donanmasının yerinin saptanmasıdır..
Rügen Adası Deneyi, Martin Gardner’in, 1957 yılında yayınlanan, “Fads and Fallacies in The Name of Science” (Bilim Adına Yapılan Yanlışlıklar) adlı kitabında (K62) ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Palomor Dağı Gözlemevi’nden Dr. Kupier, 1946 yılında, Oyuk Dünya Teorisi’ne ilişkin şöyle bir yazı yayınlamıştır: “Alman donanması ve hava kuvvetlerinin yüksek düzey yetkilileri Oyuk Dünya Teorisi’ne inanmışlardı. Bunun, özellikle İngiliz donanmasının yerinin saptanmasında yararlı olacağı kanısındaydılar. Çünkü, Dünya’nın içeriye doğru olan eğimi, gözle görülen ışınlardan daha az eğik olan kızılötesi ışınlarla çok uzaktaki noktaların gözlemlenmesine imkan verecekti.”
Bu çılgın deneyler inanılmaz gibi geliyor; ancak Nazi ileri gelenleri ve askeri uzmanlar bu teoriye içtenlikle inanmışlardı. Hitler Almanyası’nda gizemcilik ve önsezi, bilimsel araştırma ile eşit düzeye getirilmiş ve bu akıl almaz durum, başta Alman Genelkurmayı ve üst düzey yönetimi olmak üzere, politika liderlerini ve hatta bazı bilginleri bile etkilemiştir
Dünyanın şekli
• Aslında temeli BİngBang Türkçe meali ile Büyük Patlama ya dayanır.
Yıldızların etrafında dolaşan bizim dünyamız gibi gezegenlerin nasıl oluştuğunu, şu anda kesin olarak bilemiyoruz. Fakat bu yıldızlar arası tozların bir nüve etrafında önce halka biçiminde bir disk haline gelip, sonrada toplaşıp birbirlerine yapışmasından oluştuğu sanılıyor. Bu toplaşma ile gittikçe büyüyen kaya niteliğinde yapılar kuruyorlar. Daha kütleli olanlar diğerlerini kendine çekiyor. Aralarındaki çarpışmalar büyük miktarda ısı enerjisi üretiyor. Buna radyoaktif atomlardan doğan enerji ekleniyor. Böylece akkor halinde bir ateş topu gibi gezegenler oluşuyor. Gezegen küçük ise, asteroidler gibi, çabucak soğuyor. Ay ve Merkür, başlangıçta ürettikleri ısıyı birkaç yüz milyon yılda dağıtıp bitirmişler. Dünyamız için daha uzun bir süre gerekmiş. Bugün bile içinde bir ateş kütlesi var. Jeolojik hareketlere, depremlere ve iklim değişikliklerine neden oluyor.
Dünyamızın, ayın ve çok sayıda göktaşının yaşları ölçüldüğünde, bulunan değerler aynı çıkıyor: 4.56 milyar yıl. Samanyolu galaksimiz yaklaşık 8 milyar yaşını doldurduğu sıralarda, Güneş sistemimizin hep birlikte ortaya çıktığı anlaşılıyor.
Dünyamızı bizim sistemdeki diğer gezegenlerden ayıran özelliklerden biri, sıvı halde suya sahip tek gezegen olması. Diğerlerinde su, sadece buz veya buhar halinde. Dünyamıza suyun uzay gayzerlerinden çıkan fışkırmayla, içinde buz taşıyan kuyruklu yıldızlarla, kometlerle, geldiği anlaşılıyor. Dünyanın çekim alanı su moleküllerini yüzeyinde tutacak kadar güçlü, Güneşe uzaklığı da bunun kısmen sıvı halde kalmasına uygun. Sıvı halde su, kozmik karmaşıklığın ortaya çıkmasında birinci derecede rol oynamıştır.
Kısaca ve Dünyadaki otoriteler tarafından kabul edilen şekliyle Dünya' nın oluşumu şu şekilde meydana gelmiştir:
Dünya'nın oluşumu Güneş sisteminin oluşumuna bağlı olduğundan ilk önce Güneş Sistemi'nin oluşumu anlatılmalıdır.
Güneş milyonlarca belki de trilyonlarca yıl önce çok büyü bir gaz ve toz bulutu idi.Ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in doğrulanan teorisine göre, bu bulutta büyük bir patlama olmuştur. Bu teori de adını bu olaydan almıştır ve adı Big Bang yani Büyük Patlama'dır. Bu patlama sonucunda bulut çeşitli parçalar halinde dağılmıştır.Bu parçalar gezegenleri ve Güneş'i oluşturmuştu.
Dünya da bu parçalardan biriydi. Hızla dönen gaz ve toz bulutu, zamanla küçülmeye ve yarı sıvı hale gelmeye başladı. Bu durumda Dünya çok sıcak kayalardan oluşan ve hızla dönmeyi sürdüren bir topa dönüştü. Yüzeyi Soğuyup katılaşan Dünya sert bir kabukla örtülmüştür. Dünyanın tüm kütlesini düşündüğümüzde bu dış kabuk, oldukça incedir.Adeta bir elma ile kabuğuna benzetilebilir.
Meteorların düşmesi ve volkanik hareketler sonucu çok farklı bir atmosfer ortaya çıktı. Yerkürede ısının düşmesiyle sıkışan su buharı çok yoğun yağışlar halinde yerküreye düştü. Böylece okyanuslar oluştu.